banner556

‘Seçim malzemesi olduk’

Gezi davasında ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına çarptırılan Osman Kavala cezaevinden mesaj gönderdi:

‘Seçim malzemesi olduk’

CHP milletvekili Mahmut Tanal, bayramın ilk günü Silivri Cezaevi’ne giderek Osman Kavala, Tayfun Kahraman, Can Atalay ve Hakan Altınay’la görüştü. 
Tanal, Osman Kavala'nın, "İktidarın Gezi Davası kararlarını seçim malzemesi olarak kullanmayı planladığını, bu uğurda hem kendilerinin hem toplumun mağdur edildiğini hem de yargının itibarsızlaştırıldığını" dile getirdiğini söyledi.
CHP İstanbul Milletvekili ve Meclis İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu Üyesi Avukat Mahmut Tanal, Ramazan Bayramı'nın ilk gününde, Gezi Davası kapsamında haklarında mahkumiyet kararı verilen Osman Kavala, Tayfun Kahraman, Can Atalay ve Hakan Altınay'ı, tutuldukları Silivri Cezaevi'nde ziyaret etti.
Cezaevi çıkışı görüşmeye ilişkin açıklama yapan Tanal; Kavala, Kahraman, Atalay ve Altınay'ın herkesin Ramazan Bayramı'nı kutladığını belirtti. 
Tanal ayrıca Silivri Cezaevi'nde görüştüğü iş insanı Osman Kavala'nın, şehir plancısı ve akademisyen Tayfun Kahraman'ın, avukat Can Atalay'ın, siyaset bilimci Hakan Altınay'ın mesajlarını kamuoyuyla paylaştı.
Osman Kavala, Tayfun Kahraman, Can Atalay ve Hakan Altınay'ın CHP'li Mahmut Tanal aracılığıyla ilettikleri mesajlar şöyle:

Osman Kavala: Bu ceza akla, mantığa aykırıdır!
 “Kasım 2017'de Gezi olaylarını finanse etmek, 15 Temmuz darbe girişimine katılmak iddiasıyla iki ayrı suçtan dolayı tutuklandım. 15 Temmuz darbe girişimiyle ilgili iddianame, 2 yıl içinde düzenlenmesi gerekirken hazırlamadı. O arada Gezi'den dolayı İstanbul 30. Ağır Ceza Mahkemesi hakkımda beraat kararı verdi. 15 Temmuz'dan dolayı da beni resen tahliye ettiler.
Bu sefer beni casusluk suçlamasıyla tutukladılar. Sırf beni içeride tutmak için bu sefer de casusluk ipine sarıldılar. İstanbul 30. Ağır Ceza Mahkemesi, baktığı Gezi Davası'yla ilgili herkese beraat kararı verirken, ‘Zehirli ağacın meyvesi de zehirlidir' prensibini dikkate alıyor. Yani hukuka aykırı yöntemlerle elde edilmiş bulgular, delil kabul edilemez. Bu karardan sonra istinaf mahkemesi, bozma kararı verdi.
Dosya tekrar İstanbul 30. Ağır Ceza Mahkemesi'nin önüne geldi. Çarşı davası ise İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi'nde görülüyordu. Her iki mahkeme arasındaki yazışmaların ardından Gezi ve Çarşı dosyaları birleştirildi. Esas bizim davamızın görülmesi gereken yer, İstanbul 30. Ağır Ceza Mahkemesi'ydi. Delilleri bu mahkeme toplamıştı.
Sonrasında birleştirilen her iki dava tekrar ayrıldı. İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi, asıl kendi bakması gereken Çarşı Davası'nı başka yere gönderdi. Kalktı Gezi Davası'na da kendisi bakıyormuş gibi davrandı. Gezi dosyasını, İstanbul 30. Ağır Ceza Mahkemesi'ne göndermesi gerekirken kendisi baktı.
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), ‘Osman Kavala'nın tutukluluğunu gerektirecek makul şüphe ve yeterli delil yok' diyerek hak ihlali kararı verdi.
İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi ise AİHM'in yeterli şüphe ve delil olmadığı için verdiği hak ihlali kararına rağmen dosyaya yeni bir delil girmeksizin, aynı delillere dayalı olarak bana ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası verdi. İstanbul 30. Ağır Ceza Mahkemesi, zaten beraat kararı vermişti.
AİHM, ‘Senin bu delillerin tutuklamayı gerektirmez. Makul şüphe yok' diyor, fakat İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi, aynı delillerle beni mahkum etti.
İktidar, burada yargıyı kullanıyor. Temelsiz bir iddia nedeniyle bana ceza verildi. Bu ceza akla, mantığa aykırıdır! İktidar, ortaya koyduğu iddialarla mahkeme yoluyla istediği kararı çıkartıp, bunu ilerideki seçimlerde kullanmak üzere bizi de mağdur ediyor, toplumu da mağdur ediyor, yargıyı da itibarsızlaştırıyor.
2 yıl hakimlik yapan, AKP'den milletvekili adayı olan birisi, nasıl oluyor da ağır ceza mahkemesi üyesi oluyor ve ağır cezada insanların geleceğiyle, hayatıyla oynuyor, müebbet hapis cezası veriyor?”

Tayfun Kahraman: Dünyada böyle bir dava yok
“Daha önce Gezi suçlamalarıyla ilgili soruşturma geçirdim ve takipsizlik kararı verildi. Takipsizlik kararı kesinleşti. Şimdi ise cezalandırılıyorum. O dönem Gezi Parkı'yla ilgili 2 defa hükümet kanadıyla görüşüldü. 
13 Haziran 2013'te Erdoğan'la görüşme sonrası ‘Sayın Başbakan' ifadesini kullandım. Çünkü seçilmiş bir hükümet var. Bizim buna saygı duymamız gerekiyor. Saygı gösterdik. Hükümeti devirmeye çalışmak isteyenler, ‘Sayın Başbakan' ifadesini kullanmaz. Kaldık ki bu görüşme sonrası yapmış olduğumuz açıklamalar ortada. Toplumu kışkırtıcı, hükümeti istifaya davet yönünde bir çağrımız, söylemimiz olmadı.
Asıl mağdur biziz. Hem polisten dayak yedik hem hükümeti devirmeye teşebbüs suçlamasına maruz kaldık. Dünya literatüründe böyle bir dava yok! 
Dosyaya hiçbir delil konulmadı. Hiçbir tanık dinlenilmedi. Tape dedikleri hususları, tapeleri de bize ibraz etmediler. Tapeler dediler ama ses kayıtları olması lazım. Ses kayıtlarıyla konuşmaların eşleştirilmesi lazım. Tapeleri dizayn edenler, FETÖ'den tutukludur.”

Can Atalay: Siyaset için kurgulanan bir dava var
“ İleride demokratik taleplerde bulunacak insanları korkutmak, sindirmek maksadıyla bize bu cezalar verildi. Siyaset için kurgulanan bir dava var. Siyasete ileride malzeme vermek için bu karar ortaya çıktı.”

Hakan Altınay: Delil yok
“Toplumu korkutmak, yıldırmak amacıyla bu dava ortaya çıktı. Bizim suç işlediğimize ilişkin herhangi bir delil yok.
Netice itibariyle Sayın Cumhurbaşkanı, kimi hedef alıyorsa ceza veriliyor. Adil bir yargılama yok. Siyasi iklim nedeniyle bize ceza verildi.”
 

Güncelleme Tarihi: 03 Mayıs 2022, 10:14
banner560
YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER

banner464

banner468