banner564
banner556

‘Türkiye engelledi’

Barış Harekatı’nı ve o yıllarda yaşanan olayları anlatan deneyimli siyasetçiler Rumların amacının Enosis olduğunu ifade etti

‘Türkiye engelledi’

Özlem ÇİMENDAL
Siyasetin önemli isimleri Kıbrıs Barış Harekatı’nın 48 yılında yaşanan zor günleri Diyalog’a anlatıyor. Savaş yıllarında tanık olan ve 15 Kasım 1983’te KKTC’nin ilanının ardından kurucu mecliste milletvekili olarak yer alan İsmail Bozkurt, Fuat Veziroğlu ve Alpay Durduran barış harekatına giden süreci aktardı. 

İsmail Bozkurt: Makarios zamana oynadı, arası açıldı
Kıbrıs sorunu görüşme sürecinin 1968’de başladığını ifade eden 1983 KKTC Kurucu Meclis Milletvekili İsmail Bozkurt, Kıbrıs Türklerinde Geçici Türk Yönetimi döneminin miladının da böylelikle başlamış olduğunu söyledi.  Bozkurt, Makarios’un bu sürece kadar doğrudan Enosis’i sağlamaya çalıştığını söyleyerek, Yunan Cuntası ile işbirliği halinde hareket ettiğini dile getirdi.
“Makarios bu işi zorla ve kuvvetle yapamayacağını anladı” diyen Bozkurt, Makarios’un olaylardan 3 ay sonra yayınladığı bir deklarasyon ile zamana oynama politikasına geçiş yaptığını, Enosis’i zamana yaymaya çalıştığını ifade etti.
    Bozkurt, “Birçok konuda gevşeklik sağladı. Barikatları kaldırdı, Kıbrıslı Türklerin seyahat özgürlüğünü getirdi, her iki tarafta da çalışmanın yolunu açtı ancak diğer yandan da Türklerin adadan gitmesini teşvik etti. Gitmek isteyenlere pasaport ve para verdi geri gelmemeleri kaydıyla” dedi.
     Bozkurt, Makarios’un Enosis’i zamana yayma eğiliminin, Yunanistan ve EOKA’nın Kıbrıs’taki uzantısı EOKA-B ile arasının açılmasına neden olduğunu söyledi. Bozkurt, sonraki süreçte Makarios’a suikast ve gerçekleşen darbeler ile 1974’e kadar gelindiğini ifade etti. Bozkurt, 1974 Harekatı’nı Geçitkale olaylarından başlayarak zincirleme gerçekleşen olayların sonucu olarak nitelendirdi.  

Fuat Veziroğlu:  Akritas planı devrede
   1983 KKTC Kurucu Meclis Milletvekili Fuat Veziroğlu da Makarios’un Kıbrıs Cumhuriyeti İçişleri Bakanı olan EOKA’cı Polikarpos Yorgacis’e Akritas planını hazırlama talimatı verdiğini belirtti.
Akritas planının uygun bir zamanda Türk halkına baskın yapılarak, bertaraf edilmesini, Rum egemenliği ile Ada’nın Yunanistan’a bağlanmasını ön gördüğünden bahseden Veziroğlu, 1960’ta cumhuriyetin ilanı ile oluşturulan bu planın 21 Aralık 1963’te uygulandığını söyledi.
İki halk arasında savaş başladı
   “Bir sabah ansızın bütün Türk kasabaları, köylerine ve mahallelerine saldırılar başladı” diyen Veziroğlu, TMT’nin de yeraltına gömülü silahlarını çıkararak, savunmaya geçtiğini kaydetti ve “İki halk arasında savaş başladı” dedi.
   1963 Aralığından itibaren Kıbrıs Türk halkının küçük gettolara hapsedildiğini söyleyen Veziroğlu, 160 Türk köyünün, kasabalardaki Türk mahallelerinin çoğunun boşaltıldığını dile getirdi. Nüfusun yarıya yakınının göçmen olduğunun altını çizen Veziroğlu, “Biz mahvolmadık, çünkü arkamızda Türkiye vardı” açıklamasında bulundu.
Yollardan alınarak öldürüldüler
   Veziroğlu, 1964’ten 74’e kadar Kıbrıs Türk halkının yaşadığı süreci şu cümleyle anlattı: 
“Katledilerek, dövülerek, yollardan alınarak, öldürüldüler, denizlere atıldı cesetler.”
    Tüm bunlar yaşanırken 21 Nisan 1967’de Yunanistan’da askeri bir darbe olduğunu söyleyen Veziroğlu, sivil idareyi devirerek, idareyi eline alan Cunta’nın 1967’den 1974’e kadarki süreçte de ciddi anlamda yıprandığına işaret etti. Aleyhinde her gün halk gösterileri yapılan Cunta’nın yıkılmak üzere olduğunu ve ayakta kalabilmesi için ulusal bir zafere ihtiyacı olduğunun altını çizen Veziroğlu, Cunta’nın gözünü Kıbrıs’a diktiğini kaydetti.
Sırada Türkler vardı
   Cunta’nın cumhurbaşkanı yaptığı EOKA’cı Nikos Samson’la hedefinin derhal Enosis’i ilan etmek olduğunu söyleyen Veziroğlu, işe Rum toplumundan başlandığını söyledi. “Rum solcuları katletmeye başladılar” ifadelerini kullanan Veziroğlu, ibrenin daha sonra da Türklere çevrileceğini dile getirdi. Veziroğlu, Türkiye’nin de tek taraflı müdahale etmekten başka seçeneğinin kalmadığını kaydetti ve “20 Temmuz 1974 sabahı Türk ordusu Kıbrıs’a çıktı” dedi. 

Alpay Durduran: Güvensizlik hat safhada, çabalar sonuçsuz...
Kurucu Mecliste Milletvekili olarak görev yapan Alpay Durduran ise harekata kadar olan süreç içerisinde en belirgin olan şeyin güvensizlik olduğuna vurgu yaptı.
Durduran,  bu nedenle de her alandaki uzun vadeli yatırımlar için bir atılımın söz konusu olmadığını ifade etti. Durduran, “Böyle yaşamayı da kimse istemiyordu tabii ki. Her an patlamaya hazır bir bomba gibiydi bu durum” şeklinde konuştu.
1974 yılında Türk, Rum liderler ve toplumlar arası yapılan görüşmelerde 10 madde üzerinde uzlaşıya varılan anlaşmaya Türk tarafının da onay verdiğini söyleyen Durduran, Rum Cumhurbaşkanı Makarios’un bunu reddettiğini söyledi.
    Durduran, “Bütün çabalar yere serilmiş ve başarısızlığa uğramış oldu. Bunun sonuçlarının olmaması imkansızdı. Aslında bugünkü durumun o zamandan başladığını söyleyebiliriz” ifadelerini kullandı.

Statükoyu değiştirme amacıyla maceracı darbe
    Köfünye olayından da bahseden Durduran, “Türkiye ültimatom verdi ve anlaşmalarda olmayan Yunan askerlerinin çekilmesini istedi ve bunu uygulatabildi ancak bu da kurulu statükoyu değiştirmeye yetmedi ve kritik durum devam etti” diye konuştu.
    Durduran, 1970’lerde Yunanistan’da kurulan askeri rejimin macera hevesi ile Kıbrıs’a da müdahale ederek, Kıbrıs’taki statükoyu değiştirmeyi hedefleyen darbe yaptığını söyledi.
    Durduran şöyle konuştu: 
“Kıbrıs’taki statükoyu değil, Kıbrıslı Türklerin boyun eğmesini isteyen grupları ve bunların başını yönetime getirdiler. Bu statükoyu kökünden değiştirecek tehlikeli bir duruma neden olacaktı. Bu durum dünyanın tepkisine neden olmanın yanı sıra Türkiye’nin de müdahale etme hakkını doğurmuştu.”

Jandarma hücum botlarıyla transfer edildik
Alpay Durduran, yaşanan gelişmeler ışığında Türkiye’nin anlaşmalardan doğan hakları kapsamında Kıbrıs’ta statükoyu değiştirip, Anayasal düzeni sağlayacağını söyleyerek, dünyanın tepkisini çekmeden harekatı yaptığını söyledi. Durduran ayrıca böylelikle, Yunanistan’ın Kıbrıs’a müdahalesi sonucu Türkiye ile çatışmaya girmesinin de önüne geçilmiş olduğunu kaydetti.
    Durduran, “O zamanlar iki süper gücün denetiminde olan bir dünya düzeni söz konusuydu. Bir tarafta Kıbrıs’ın doğusunda yer alan Sovyetler Birliği diğer tarafta batıda Amerika Birleşik Devletleri donanmasını mevzilendirdi. Türkiye’ye ‘Gel harekatını bildiğin gibi yap’ dendi. Türkiye de askeri müdahale yaparak, durumu tersine çevirmeye başladı” şeklinde konuştu. Durduran, o zamanlar kendisi de dahil Kıbrıs Türk nüfusunun ağırlıklı bir kısmının mücahit olarak silah altında olduğuna vurgu yaparak, “Ben de havan topçusuydum” dedi.
    “O dönemler İTÜ’de öğrenciydim. Kıbrıs’taki gerginlikleri bizler de yakından takip ediyorduk. Türkiye’de Ankara’da biz Kıbrıslı öğrenciler de yürüyüşler yaptık” diyen Durduran, daha sonra kendilerinin Kıbrıs’a gönderilmesi konusunun ele alındığını dile getirdi.
        1974 Kıbrıs Barış Harekatı’nda Erenköy mücahidi olarak göreve çağrıldığını ifade eden Durduran, “Radyodan birlikleri belli olanların birliklerine katılmaları, birlikleri belli olmayanların da en yakın birliklere katılması çağrısı yapıldı” şeklinde konuştu. (Devam edecek)
 

YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER

banner471

banner455