banner556

“Dar Bölge Çoğunluk Sistemi” önerdi (2)

Emekli Yüksek Mahkeme Başkanı Taner Erginel, seçim sistemi ile ilgili önemli açıklamalarda bulundu

“Dar Bölge Çoğunluk Sistemi” önerdi (2)

Ülkemizin genç ve başarılı avukatlarından Şengül Arsal ve Orhan Arsal’ın seçim sistemi ile ilgili yönelttiği sorularını yanıtlayan Taner Erginel’in cevapları şu şekilde oldu:

Soru: Dünyada uygulanan en iyi hükümet şekilleri hangileridir? Türkiye’de uygulanmak istenen başkanlık sistemine geçmemiz isabetli olur mu?
Cevap: Dünyada uygulanan Hükümet şekilleri özde iki türdür. Bunlar Başkanlık ve Parlamenter Hükümet şekilleridir. Seçim sistemleri de ikiye ayrılır, Çoğunluk sistemi ve Nisbi Seçim sistemi. 
 KKTC’de herkesin şikayetçi olduğu sosyal ve siyasal sorunlar vardır. Başkanlık sisteminin bu sorunları çözeceği düşünülüyor. Buna katılmıyorum. Çünkü yaptığım araştırmalarda KKTC’nin sosyal ve siyasi sorunlarının hükümet şeklinden çok, seçim sisteminden kaynaklandığı kanısına varıyorum. Birçok araştırmacı bu konuda benimle aynı görüştedir. 
Parlamenter sistem İngiltere’de yıllar süren bir gelişme sonunda oluşmuş bir sistemdir. Önceleri Kralda olan tüm yetkiler 1215 de kabul edilen Magna Carta ile Parlamentoya geçmeye başlamıştır. Kral bu anlaşma ile yasa olmadan vergi toplanamayacağını kabul etmiştir. Böylece Kralın yetkileri sınırlanmaya başlanmış ve zaman içinde Kral veya Kraliçenin yetkileri sembolik hale gelmiştir. Sonuçta Yasama yetkisi tamamen parlamentodadır. Yürütme yetkisi ise parlamentonun seçtiği hükümettedir.
Parlamenter sistem yıllarca fazla bir sorun çıkarmadan İngiltere’de uygulanmıştır. Dünyanın birçok ülkesinde de sorun çıkarmadan uygulanmaktadır. Başkanlık veya Presidansiyel sistem bundan farklı bir sistemdir. Buna Amerikan sistemi de denir. 
ABD kurulurken Kral olmadığı için daha farklı bir sistem kurmak gerektiği düşünüldü. Bu sistemi 1787 yılında Amerikan Anayasasını yapanlar düşünerek ortaya çıkarmıştır. Onların dünyanın en zeki ve en bilgili hukukçuları olduğu söylenir. Onlar Fransız filozofu Monteskiyonun görüşlerinden etkilenerek bu sistemi ortaya çıkarmışlardır. 
Monteskiyo bir ülkenin nasıl demokratik ve iyi bir yönetime sahip olabileceği sorusuna yanıt arıyordu. Bunun için devlette üç gücün yani yasama, yürütme ve yargının birbirinden tamamen ayrılması ve birbirini denetlemesi formülünü düşünmüştür. Başkanlık siteminde devlet başkanı yürütmenin başıdır ve doğrudan halk tarafından seçilir. Ancak bu sistemde önemli olan kuvvetlerin nasıl tamamen ayrılacağı ve nasıl birbirini denetleyebileceğidir. Kuvvetler ayrılığı olmadan ve bu kuvvetlerin birbirini nasıl denetleyeceği belirlenmeden başkanlık sistemi olmaz. Bunları gerçekleştirmeden yapılmış başkanlık denemeleri hep diktatörlükle sonuçlanmıştır. 
Şu halde Başkanlık sistemini konuşabilmek için önce “Amerika’da kuvvetler birbirini şöyle denetlemektedir. Biz daha iyi denetlemeyi sağlayacağız” diye yola çıkmak gerekir. Bu amaçla kurallar koymak gerekir. Böyle kurallar belirlenmeden Başkanlık sistemine geçilmesi doğru değildir ve beklenmedik sorunlar ortaya çıkaracaktır. Genellikle böyle bir uygulama diktatörlükle sonuçlanmaktadır.

Soru: Kıbrıs Rum kesiminde başkanlık sistemi var. Bu sistemin sorunsuz olduğunu söyleyenler ve örnek almak isteyenler vardır. Siz buna ne diyorsunuz?
Cevap: Rum kesimindeki Başkanlık sistemini örnek almanın doğru olmadığı görüşündeyim. Bu sistemin Kıbrıs’a nasıl geldiğini anımsayalım. 1960 Anayasası hazırlanırken hukukçular ciddi bir sorunla karşı karşıya idiler. Zürih ve Londra anlaşmalarında kurulacak devletin yapısı tartışılmıştır. Yapılan anlaşmada iki halkın temsilcilerinin birlikte ve anlaşarak devleti yönetmesi görüşü benimsenmiştir. Bu koşulları içeren bir Anayasa yapmak kolay değildi.
 Kıbrıs Türkleri siyasi eşitlik talep etmişler ve bunda başarılı olmuşlardı. İki eşit toplum lideri eşit koşullarda Londra anlaşmasını imzalamışlardı. Adanın her tarafına dağılmış %20 nasıl %80 le eşit haklara sahip olup devleti birlikte yönetebilirdi?   İşte bu sorunu çözmek için başkanlık sistemi düşünülmüştür.  Yürütme yetkisinin Cumhurbaşkanında olması ve Türk Cumhur başkan muavinine veto hakkı tanınması eşitliği sağlayan bir formül olarak düşünülmüştür. Bunun gibi Bakanlar Kurulunda, Yasama Meclisinde Türk temsilcilere özel haklar tanınmıştır. Bazı durumlarda Türk bakanların ve milletvekillerinin oyu olmadan karar verilemeyeceği şartı Anayasaya konmuştur. 
Başkanlık siteminde gerekli olan devlet yönetiminde güçlerin ayrılması ve birbirini kontrol edip denetlemesidir. 1960 Kıbrıs Anayasasını kaleme alanlar Türklerle Rumların birbirini kontrol ederek denetleyeceği ve böylece Başkanlık sisteminin sorunsuz uygulanabileceği görüşünü benimsediler.  Ancak bilindiği gibi bu görüş isabetli değildi. Devlet yönetiminde karşılıklı çatışan taraflar ortaya çıktı ve bu nedenle Kıbrıs Cumhuriyeti fazla uzun ömürlü olmadı. 
1963’den sonra Rum yönetimi zorunluluk teorisi denilen bir teoriyi uygulayarak Anayasanın Kıbrıs Türk halkına hak tanıyan maddelerini askıya aldı. Sadece Anayasanın geriye kalan diğer maddelerini uygulamaya devam etti.  Bu nedenlerle Rum kesimindeki Hükümet Şeklini normal koşullarda oluşmuş veya normal değişikliklere uğramış bir hükümet şekli olarak göremeyiz. İki halkın birlikte devleti yönetmesi amacıyla oluşturulmuş bir sistemdir. 
Rum Başkanlık sisteminin başka hataları daha vardır. Araştırdığımız zaman başka şikayetler daha bilgimize geliyor.  Bu şikayetler oradaki sistemin ideal bir sistem olmadığını göstermektedir. 
Bugün biz KKTC’nin bağımsız bir devlet olarak devam edeceğini düşünerek bir Hükümet şekli aramak durumundayız. O zaman Rum kesimindeki Hükümet şeklini örnek almanın bir anlamı yoktur.  Doğru olan Atatürk yöntemiyle tüm dünya haritasını önümüze açmak ve tüm dünyada en kusursuz Hükümet şeklini arayıp bulmaktır. Ancak ondan önce Seçim Sistemi üzerinde yoğunlaşmamız gerekir. Çünkü Kıbrıs’ta şikayetçi olduğumuz siyasal ve sosyal sorunlar, Hükümet Şeklinden değil, Seçim Sisteminden kaynaklanmaktadır. 
Türkiye ile aynı sistemi uygulamamızın pratik yararları olacağını düşünenler vardır. Şahsen bu görüşe katılmıyorum. Farklı fakat dünyaya örnek olabilecek uygulamalar içinde olmak tüm Türk Ulusunun kıvanç duyacağı bir başarı olacaktır.

Soru: Sizce KKTC’de uygulanabilecek en uygun seçim sistemi hangisidir? 
Cevap: Atatürk yöntemini uygulayarak tüm dünyayı tarayalım ve dünyada en uzun süre, en sorunsuz uygulanmış seçim sistemini bulmaya çalışalım. Bu konuda tüm akademisyenleri çalışmaya davet edebiliriz. İlk akla gelen Kıbrıs Türklerinin bir bölümünün yaşadığı İngiltere’deki sistem olabilir. Oradaki seçim sistemi “Dar bölge çoğunluk sistemidir.”
Seçim sistemleri ile ilgili bilgi edinmeye çalıştığımız zaman iki tür seçim sistemi olduğunu görürüz. Bunlar “Çoğunluk”  ve  “Nispi” seçim sistemleridir. Çoğunluk sisteminin uygulandığı ülkelerde iki parti kalır.  Bu partilerden bazen biri bazen diğeri iktidara gelerek ülkeyi yönetir. Çoğunluk sisteminin değişik görüşlere ve küçük partilere fırsat vermediği, bu nedenle yeterince demokratik olmadığı iddia edilir.  
“Çoğunluk”  sisteminin yarattığı bu sorunlara karşılık “Nispi” seçim sistemi daha demokratiktir.  Ancak “Nispi” sistemin uygulandığı ülkelerde siyasi partiler sürekli çoğalmakta, sayısız parti oluşmakta ve koalisyonlardan ülkeyi yönetmek imkansız hale gelmektedir.  Bu nedenle Nispi seçim sisteminde partilerin sürekli artmasını önlemek ve istikrarlı Hükümet oluşmasını sağlamak için formüller aranmıştır. Bizde uygulanan D’Hondt  seçim sistemi bu formüllerden biridir. Bu sistem Belçikalı hukukçu ve matematikçi Victor D'Hondt tarafından 1878 yılında tasarlanmıştır. 
 D'Hondt, nispi seçim sisteminin uygulandığı bir ülkede partilerin sürekli çoğalmasını ve ülkenin yönetilemez hale gelmesini önlemek için bir formül düşünmüş ve seçimlerde partilerin aldığı oyların daha farklı bir şekilde sayılmasını önermiştir. Bu değişik sayımda fazla oy alan partiler avantajlı olmakta ve devleti yönetebilecek milletvekili çıkarmaları mümkün olmaktadır. Ancak bu da yeterli olmayınca partilerin Meclise girebilmesi için baraj düşünülmüş ve “Barajlı D’Hondt Sistemi” oluşmuştur.
D'Hondt Sisteminin demokratik olduğu, ancak uygulandığı ülkelerde başka sorunlara neden olduğu görülmüştür. Bu sistemin uygulandığı ülkelerde demokrasinin zamanla kaosa dönüştüğü iddia edilmektedir. O zaman sormamız gerekiyor. Bizdeki sorunlar demokrasinin kaosa dönüşmesinin ortaya çıkardığı sorunlar olamaz mı? (Devamı yarın)

banner560
YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER

banner471

banner472