banner564
banner556

‘Katıksız bir Atatürkçüydü’

Gazeteci Cemal, 20 yıl birlikte çalıştığı Dr. Küçük’ü; “Halkçı, disiplinli, kendi kendine muhalefet eden, yaratıcılığı beğenen, şakacı biriydi” sözleriyle anlattı

‘Katıksız bir Atatürkçüydü’

Afet İLBAN
Özgürlük Mücadelesi Lideri Dr. Fazıl Küçük’ün 39'uncu ölüm yıl dönümü dolayısıyla, bugün anma töreni ve anma programı düzenlenecek.
Kıbrıs Türk halkının varoluş ve özgürlük mücadelesi lideri Dr. Fazıl Küçük ile 20 yıl birlikte çalışan gazeteci-yazar Akay Cemal, Küçük’ün, halkçı, disiplinli, yaratıcılığı beğenen, kendi kendine muhalefet eden, birine sinirlense bile daha sonra mutlaka gönlünü alan, şakacı bir kişiliğe sahip olduğunu anlattı.
Dr. Küçük’ün, Türkiye’ye olan hassasiyetine ve Kıbrıs davasının Türkiye’ye mal edilmesi konusundaki büyük çabasına özellikle dikkat çeken Cemal, Dr. Küçük’ün, en büyük hizmetinin Türkiye’de yaptığı mitingler olduğunu vurguladı.
Dönemin Türkiye Başbakanı Adnan Menderes asıldığında Dr. Küçük’ün ağladığına tanıklık ettiğini ifade eden Cemal, “Pardösüyü çekti başının üzerine, ağlıyordu... O kadar bir üzülmüştü. Çünkü Menderes’i çok severdi. Kıbrıs davasına olan katkılarından dolayı her zaman takdir ederdi” diye konuştu.
Dr. Küçük’ün, Makarios’tan, “Papaz” diye bahsettiğini dile getiren Akay Cemal, Küçük’ün, Makarios’a olan güvensizliğini, “Bu papaz hiç sözünde durmaz” sözüyle aktardı.
KKTC’nin kuruluşunda, Dr. Küçük’ün, “Artık ölsem de gam yemem” sözünün çok önemli ve anlamlı olduğunu vurgulayan Cemal, o dönemde sağlık yönünden oldukça rahatsız olmasına rağmen Meclis’e giderek, bu tarihi olayı yaşadığını ifade etti.
Dr. Küçük’ün, katıksız bir Atatürkçü olduğunun altını çizen Cemal, Küçük’ün, Atatürk ilke ve devrimlerini uygulamakta öncülük ettiğini söyledi; son günlerinde ise kafasında hep Kıbrıs Türklerinin durumu olduğuna vurgu yaptı.
Halkın Sesi gazetesinde Dr. Fazıl Küçük ile birlikte çalışan gazeteci- yazar Akay Cemal, 39’unu ölüm yıl dönümünde Küçük’ü ve onunla yaşadığı unutulmaz anılarını Türk Ajansı Kıbrıs’a (TAK) anlattı.

“40 yılım ilk göz ağrısı Halkın Sesi’nde geçti”
Akay Cemal, Dr. Fazıl Küçük ile yollarının nasıl kesiştiğini şöyle dile getirdi:  
“Ben liseyi bitirdiğimde, lisenin o zaman akademi bölümü vardı, hep dersler İngilizceydi. O günlerde Türkiye’ye üniversiteye gitmek kolay değildi… Ve liseyi bitirenler genelde memur olabilirdi, hatta İngiliz Üslerinde çalışabilirdi. Ben Kıbrıs Ordusunda subay olmak istedim. Kendisine (Dr.Küçük’e) gittiğimde anlattım durumu… Birbirimizi gıyaben tanırdık. Her gün birbirimizi görürdük. Karşıda Arap Muhammed vardı, ‘fesli Arap’ derlerdi kendisine… İngiliz Üslerinden aldığı ikinci el eşyaları şimdiki Lokmacı’nın üzerinde dükkânlarında satardı. Hatta bu vesileyle şunu da söyleyeyim, adı verilen lokmacıyı ben tanıma fırsatı buldum, kısa boylu bir Ermeni’ydi, o bölgede çalıştığımız için giderdik sık sık lokma, şamişi yapardı, biz de yerdik… Her neyse Dr. Küçük’e anlattığımızda, ‘Bu papazla (Makarios) şimdi bir anlaşmazlığımız var onun için seni Evkaf’a alalım’ dedi. Biraz sonra fikir değiştirircesine, ‘Şimdilik buralarda gurdalan’ dedi. Giriş o giriş adımımızı attık gazeteye… Başladık ufak tefek haberlere, tercümeler yapmaya, ısındık. Halkın Sesi’nde Doktor ile buluştuk, 20 yıl beraber çalıştık.
O öldükten sonra 20 yıl daha yani 40 yılım, ilk göz ağrısı Halkın Sesi’nde geçti. O da anladı mesleğe meraklı olduğumu, gördü. Ondan sonra bir akrabasından, benim devlete yaptığım başvuruları Doktor’un talimatıyla alıp çöp sepetine attığını işitmiştim.”

“Gazeteyi kapatmadan önce Ankara Radyosu’nu dinlememizi isterdi”
Dr. Küçük’ün iş hayatında disiplini sevdiğini ifade eden Cemal, şöyle devam etti:
“Disiplini seven, yaratıcılığı beğenen ve gazetede milli günleri kaçırdığınızda fena halde eleştiren bir karaktere sahipti. Milli ve direniş günlerimizi kaçırdığımız, unuttuğumuz takdirde bizi fırçalardı ve ertesi günü telafi etmeye çalışırdık. Bir de Dr. Küçük’ün Türkiye’ye olan hassasiyeti vardı. Yani Kıbrıs davasının Türkiye’ye mal edilmesi konusunda büyük çaba harcadığı için mutlak surette gazeteyi kapatmadan önce Ankara Radyosu’nu dinlememizi isterdi. Ankara Radyosu’nun son haber bültenini dinleyip de ona göre manşeti hazırlamak gerekirdi. Bunu kaçırdığımız takdirde Doktor Küçük’ü tutamazdınız, öfkelenirdi, ‘bir kere daha olmasın’ derdi. Ondan sonra ‘hade birer kahve içelim’ diyerek, gönlümüzü alırdı.”

“Benim hesabıma fatura et”
Dr. Fazıl Küçük’ün, adaya döndükten sonra doktorluk mesleğini icra etmeye başladığında, “İsviçre’den mezun” yazılı bir tabela astığını ifade eden Cemal, bunun sebebi şu sözlerle anlattı:
“İngiliz hükümeti, o zaman İngiltere’den mezun olanları doktor kabul ederdi. Dr. Küçük de, kasıtlı olarak onu yazdı. Çünkü İngiliz Sömürge Yönetimi ile bir çatışması vardı. Malum Kıbrıs Türk halkını bilinçlendirme, uyandırma yönünden Türkiye ile ilişkilere önem veren bir liderdi. Anavatan Türkiye sevgisini aşılamaya çalıştı her yönden… O günlerde fazla doktor da yoktu ülkemizde ve sıraya girerdi hastalar. Reçete yazıp da parası olmayan insanlar için telefon açardı eczacıya ve derdi ki, ‘Benim hesabıma fatura et bunları’. Bilirdi insanların durumlarını, o zamanlarda fakirlik vardı çok…”

“Saat 13.00 ile 16.00 arasında kesinlikle randevu vermezdi”
Dr. Küçük’ün, sandalyede oturduğu meşhur bir fotoğrafı olduğunu hatırlatan Akay Cemal, o fotoğrafı Amerikalı bir fotoğrafçının çektiğini belirterek, sözlerine şöyle devam etti:
“Halkın Sesi’nin tam karşısında Dr. Küçük’ün çok takıldığı, şakalaştığı kahveci Hüseyin Kuşo vardı. Etraftaki dükkanların sahipleri tavla oynarken, Dr. Küçük de seyircilerden biriydi. İki Amerikalı gazeteciye saat 16.00’da randevu vermişti. Dr. Küçük saat 13.00 ile 16.00 arasında kesinlikle kimseye randevu vermezdi yaz-kış… Muhakkak öğle yemeğinden sonra 1-2 saat kestirirdi. Randevu verdiği Amerikalılar Türk kesimini gezerler ve tavla oynanırken Dr. Küçük’ü de görürler ama tanımazlar tabi ki, fotoğraflarını çekerler… Amerikalı gazeteciler, saat 16.00’da Dr. Küçük kendilerini kabul ettiğinde birbirlerine bakmışlar ve ‘Bu kahvehanede gördüğümüz kişi değil mi? Cumhurbaşkanı Yardımcısı?’ diye sormuşlar, hayret etmişler.”

“‘Geçer misiniz’ diye sorduğunda bu bizim için emirdi”
Akay Cemal, Dr. Küçük’le unutamadığı anısını ise şu sözlerle dile getirdi:
“Dr. Fazıl Küçük bizi riskli görevlere gönderdiğinde çok merak ederdi. Yaz ise gazetenin önünde kaldırımda gider, gelirdi. Yunan cuntası ile EOKA-B darbe yaptığında 15 Temmuz 1974’te kapılar kapalıydı ama ikinci günü Dr. Küçük, ‘Rum kesimine geçer misiniz?’ diye sordu. Darbe ve Nikos Sampson başkanlığında oluşturulan yeni hükümetin üyelerinin fotoğraflanması için… ‘Geçer misiniz’ diye sorduğunda bu bizim için emirdi. Yanımda Reşat Akar, Yücel Hatay ve rahmetlik baskıcı İsmet Ernaz vardı. İsmet’i, Rumcayı çok iyi, su gibi bildiği için almıştık yanımıza, ne olur ne olmaz diye... Geçtik Ledra Palace’tan sonra Markos Drakos'un heykeli var orada onun yanında kendinden uzun Çekoslovak silahı tutan bir Rum Milli Muhafız Ordusu askeri, 'Nereye?' diye sordu bize, dedik ki, ‘Nikos Sampson’un gazetesine gidiyoruz, Mahi gazetesine, bizi Dr. Küçük gönderdi yeni bakanların fotoğraflarını çekeceğiz’, bunun üzerine ‘buyurun geçin’ dedi. Geçtik, daha sarayda yangın devam eder, tanklar falan... Mahi gazetesine gittik, Rum meslektaşlar hayret etti oralara nasıl geldik diye... Fotoğrafları aldık ve geri döndük. Döndüğümüzde baktım Dr. Küçük kaldırımda gidip, gelirdi. Sağ, salim geldiğimize çok sevinmişti, ‘Hade gelin birer kahve içelim, ısmarlayım size’ dedi.”
-“Kıbrıs davası, Kıbrıs’la ilgili sesler dalga dalga yayıldı bütün Anadolu’ya”

KKTC’nin kuruluşu…
“KKTC’nin kuruluşuna katkısında en ufak bir kuşku yok, çünkü temeli atan, halkı bilinçlendiren başta o gelirdi. Rauf Denktaş, Osman Örek, Fazıl Plümer, Niyazi Manyera, Orhan Müderrisoğlu, Ümit Süleyman Onan isimleri saymakla bitiremeyiz, katkılarını önemsemek gerekir” diyen Cemal, şu ifadeleri kullandı:
“KKTC’nin kuruluşunda artık Doktor oldukça rahatsızdı, sağlık yönünden… Böyle olmasına rağmen Meclis’e gitti ve bu olayı yaşadı. Denktaş ve Osman Örek ile birlikte el kaldırıp, halkı selamladılar. ‘Artık ölsem de gam yemem’ sözü çok önemli ve anlamlıdır. Yani 'Ben bugünleri de gördüm. Başlattığım bir hareket vardı, bu yol takip edildi ve bugünlere kavuştuk' anlamındaydı. Zaten bir süre sonra da hayata gözlerini yumdu.”
Dr. Küçük’ün son günlerinde dahi hep kafasında Kıbrıs Türklerinin durumu olduğunu vurgulayan Akay Cemal, Dr. Küçük’ün köylüye çok önem verdiğini, çiftçinin durumunu sorduğunu anlattı.

“Bizim arsaları göçmen evi yapın”
1963-1974 yılları arasında çarpışmalardan kaçan çok sayıda Kıbrıs Türkü göçmenin daha güvenli bölgelere sığındığını ifade eden Cemal, bazı göçmenlerin okullarda, bazılarının ise akrabalarının yanında kaldığını söyledi ve şöyle devam etti:
“Hakkı Atun Bey, ne yapılacağı konusunda Dr. Küçük ile görüştüğünde, Doktor, ‘Tereke henüz karar vermiş değildir ama bizim ailenin Göçmenköy’deki arsalarına göçmen evlerini yapın’ dedi. Tabii orada başkalarının da arazileri vardı ama daha büyüğü Küçük ailesinindi. Bugün trilyonlar eden arsaları bir çırpıda göçmen evleri yapılması için verebilecek babayiğit bulunur mu? Bunları unutmamak lazım, bu çok önemli bir fedakârlıktı.”
 

YORUM EKLE
YORUMLAR
Hulya zahmet
Hulya zahmet - 2 hafta Önce

Allah gani gani rahmet eylesin

SIRADAKİ HABER

banner582

banner471

banner581

banner473